23 Ekim 2022

EGZOTİK HİNDİSTAN VE EDEBİYATI

Not: Röportajın İngilizcesi yazının altındadır. / The English version of the interview is below the article.

Hindistan! Her şeyi ile birçok ülkeden farklı yaşayanların bulunduğu ülke! Attığınız her adımda yeni sürprizleri görebileceğiniz ve gezenlerin dönüşte kendilerini bir rüyada hissettiği Hindistan! Uzay ve yazılım teknolojisi ile dünyada önlerde bulunurken fakirlik bile felsefe olmuş. Üstelik liderleri bile var. Hint Fakiri olabilmek için onların yirmi bir şartını yerine getirmeniz gerekir. Ganj Nehri ve inekler, Hintliler için kutsal. Ganj Nehri’nde ölülerini yakarak küllerini nehre atarlar. Çünkü akan suların cennete gittiğine inanırlar. İnekler, insanlardan değerlidir. Hele bir yanlışlıkla onlara zarar verin veya öldürün, anında linç edilirsiniz veya müebbet hapis cezası bile alırsınız. Sokaklarında ilginç yemek satanları görürsünüz. Hint kültürü ülkenin her tarafından fışkırır. Burası için, “Hindistan önce insanı mahveder, sonra âşık eder.” Sözünü, gezginler söylemiştir. Yokluk ve yoksulluk bu ülkeyi ziyaret edenlere belki ağır gelebilir veya kültür şoku yaşayıp belki yemeklerini yemeyebilirler. Trafikte karmaşa sizi şaşkına çevirebilir. Sürekli duyacağınız korna seslerinden rahatsız olduğunuzda kulaklarınızı tıkamak en iyisi olacaktır. Gezilecek yerleri de çoktur bu ülkenin. Altın Tapınak, Tac Mahal denildiğinde birçoğumuz biliriz. Amber Kalesi, dünyanın en eski şehirlerindendir. Baranasi, deniz, kum ve plajlar ile eğlence merkezinin bulunduğu Goal Bölgesi, turistlerce en çok tercih edilen yerler arasındadır. Yani yok yokların ülkesidir Hindistan! İngiliz sömürgesine karşı aktif ama şiddeti benimsemeyen direnişiyle ilgili Satyagraha felsefesinin öncüsü Mahatma Gandi’yi de bilmeyen yoktur. Birçok önemli sözlerini kullanmayan da... Örneğin “Sevginin olduğu yerde hayat vardır.” Sözünü önemserim. Nüfusu 1 milyar 350 milyonu geçiyor. Yaşayanların yüzde 80,5’i Hindu, yüzde 13.4’ü Müslüman, yüzde 2,3’ü ise Hristiyan’dır. Geri kalanları da farklı dinlerdendir. Hindistan ve dünya edebiyatın da önemli isimlerinden birisi Rabindranath Tagore’dir. Hint edebiyatının ilk eserleri Hindu dininin kaynak metinlerini oluşturur. ‘Veda’ adı verilen bu metinler Hint Mitolojisinin de kaynağıdır. Pruha öyküleri en ünlü yapıtlarıdır. İlk yazarları 5.yy da yaşadığı sanılan Şair Kalidasa’dır. Amaru, Bhartrihan, Mayura, gibi eserleri vardır. 19. y.y’da yetişen Yallu Lâl Çağdaş Hint edebiyatının kurucularındandır. En ünlü eseri Prem Sagar’dır. (Aşk Ummanı)  Hindistan’ın gizemli kültürünü anlatmak böylesi röportaj çalışmalarına sığacak gibi değildir. Bu ülkenin günümüz edebiyatını daha yakından tanımak için ülkemizde Nilüfer Uluslararası Şiir Festivali’ne de konuk olan Şair, Yazar Rati Saxena’ ya sorularımızı yöneltelim.


Rati Saxena, Ertuğrul Erdoğan ile Nilüfer Uluslararası Şiir Festivalinde

E.E. (1) Sayın Rati Saxena kısaca kendinizi tanıtıp kitaplarınız ve edebiyat çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

R.S. (1) Udaipur, Rajsthan'da doğdum, ama küçüklüğümde babamın memuriyeti nedeniyle Rajsthan'ın birçok şehrini gezdim. Bhopal şehrin uzağında Uncles Anaokulunda okudum. En çok da Jaipur Rajsthan'da okudum. Okul etkinliklerinde münazaralar yanı sıra birçok tiyatro oyununda rol aldım. Mezuniyet ve yüksek lisans eğitimim en eski dillerden biri olan Sanskritçe idi. Doktora sırasındaki araştırma çalışmam ise Vedik Sanskrit'teydi.

Kolej günlerinde şiir yazdım. Ailemde şair veya yazar olmadığından ve dünya dışındaki yazarlar ve şairleri henüz okumamışken şiir yazma becerimden pek emin değildim. Evlendikten sonra kendimi ifade etmek için yazmaya devam ettim. Uzun yıllar evliyim. Hint evlilik sistemleri ve geleneksel Hint aileleri bir kadın için uygun değildir. Ama kırklı yaşlardan sonra edebiyatta tekrar aktif oldum. Şimdi altı şiir kitabım var. Üçü İngilizce (bana çevrildi), ikisi Hintçedir. Biri Malayalam Şairi Balamonyam’ya üzerine eleştiri kitabıdır. Diğeri ise Şair Frined-Ayyappa Paniker hakkında bir anı kitabıdır. (Indira Gandhi bursu altında eski bir eser olan Atharvaveda hakkında bir araştırmadır. Aklın tohumu - Atharvaveda'ya Yeni Bir Yaklaşım) Hint ve uluslararası dillerden yaklaşık yirmi beş adet kitap çevirdim. Son çalışmam “Açılan bir yumruk” uzak geçmişten şimdiki geleceğe ait bir şiir terapisidir.

Hindistan'daki ilk şiir web dergisi olan Kritya'yı 2005 yılından beri yönetiyorum ve 2005'ten itibaren de şiir festivali düzenliyorum.

E.E. (2) Türk edebiyatı hakkında neler biliyorsunuz? Bildiğiniz bir yazarımız var mıdır? Hindistan edebiyatta nerelerde? Ünlü yazarlarınız ile kitap okuma oranları yanı sıra; yazar- okur ve yayınevi üçgeni hakkında neler söylemek istersiniz?

R.S. (2) Ataol Behramoğlu gibi birkaç şair ve birçok genç şair tanıyorum ama Lale Müldür ve Nâzım Hikmet'ten etkilendim. Türkiye'ye dört kez geldim ve çok memnun kaldım. Günümüzde yayıncılık farklı bir iş olsa gerek. Bu yüzden kaliteli ve dürüst bir yayıncı olmadıkça, ne söylesem bir etkisi olmayacaktır. Maalesef eskiye göre daha az okur var. Yani hükümet desteklemedikçe, bu yönde bireysel çalışmak oldukça zorlaşıyor.

E.E. (3) Ülkemize Nilüfer Uluslararası Şiir Festivalinde gelerek konuk olmuştunuz. Ülkemiz izlenimleriniz ile burada en beğendiğiniz yemeği öğrenebilir miyim? Ayrıca Türkiye, ülkenizden nasıl görünüyor? Bir de edebiyatın kültürel ilişkilerdeki önemi sizce nedir? Bu konuda daha fazla neler yapılmalıdır?

R.S. (3) Türkiye'ye dört kez geldim ve Türkiye'deki her yer farklı. İstanbul'un iki yüzünü bile gördüm. Türkiye, Hindistan kadar ilginç bir ülkedir. Festivalde bulunduğum Bursa Nilüfer ilçesini de iyi buldum. Geçmişinden ve Hindistan'la olan bağlantısından etkilendim. Okumaların çoğu Türkçe olduğu için şiirden bahsedemiyorum. Ama Türkiye'nin de Hint dili şiiri gibi ilginç şiirleri olduğunu hissedebiliyorum.

E.E. (4) Hindistan’ın nüfus fazlalığı kültürel çeşitliliği; yaşamsal ve dinsel alanlarda kendini hissettiriyor. Örneğin farelere tapan insanların bulunduğu mabetler, eşeklere takılan boncuklu kolyelerin bir festivalde halkın toplamaya çalışması, tuvalet olarak kullanılan açık alanlar, profesyonel kulak temizleyicileri, Fil krallığının olması gibi daha birçok kültürel zenginlik konusundaki görüşlerinizi alabilir miyim? Varsa ilave etmek istediklerinizi alabilir miyim?

R.S. (4) Hindistan tam anlamıyla gelişmiş bir ülke değildir. Ancak uzun süredir demokratik bir ülkedir. Çin ve birçok ülke gibi yoksulları saklayamayız. Onlar aramızdalar. Pek çok zengin ve orta gelirli insanlar da var. Küçük yerlerden büyük şehirlere göç olmaktadır. Bu göçmenler, büyük şehirlerin dışındaki yaşama zorlanıyorlar. Yine de tuvalet olarak kullanılan açık alanlar, profesyonel kulak temizleyiciler, fil krallığı her yerde bulamazlar. Bunlar eski fotoğraflardır. Hindistan her zaman gördüğünüz gibi de değildir. Dahası, Hindistan birçok dinin ve birçok kabile yaşam tarzının temeli olan dünyadaki tek yerdir. Şans eseri, Hindistan bu dünyada çok yönlü bir yer, her fikre yer veriyoruz.


Hinduizm katı bir din değil, bir yaşam biçimidir. Ama korkarım ki biz de başka dünyanın yoluna gideceğiz, orada pek çok kişi, onu nasıl bir Hindu ülkesi yapmak istiyoruz ki bu bizim için zor olacak. Bir insanın diğer tüm türler için üstün veya üstün olduğunu düşünmemesi gerektiğini hissediyorum. Hayvan, bitki v.b. dediğimiz tüm canlılardan biriyiz. Aslında her canlıdan çok şey öğrenebiliriz. Öyleyse diğer tüm yaratıklara tapınmak tüm kıtalardaki ata uygarlıklarında yaygındı, ama dini yarattığımızda, kendimiz ve diğerleri için hapishane açıyoruz. Benim mahallemde yaşlı bir kadın yaşıyor, keçi besliyor. Keçi sütü çok pahalı, ama hiç süt satmıyor. Kendi yiyeceği için birçok evde temizlikçi olarak çalışıyor ama keçiler bedava ve sütleri buzağılarına veriyor. Balık pazarına gittiğinde, kalan çeşitli balıkları satın alır ve geri dönerken, yolda kedi ve köpekleri beslemeye devam eder. Hindu değil, ama Hint ruhunu takip ediyor. İyilik tüm yaratıkları kapsar. Eski zamanlarda gurukulamız vardı. Yani öğretmenlerin yerine geçen okullar. Upanishadas öğrenirseniz, öğretmenlerin yıllardır öğrencilere öğretmediğini, teknisyenlerin onlardan ormana gitmelerini, ineklere bakmalarını, doğayı gözlemlemelerini istediğini anlayacaksınız. Bu, bir öğrencinin ıslak çamur kadar yumuşak hale gelmesinin bir yoluydu. Doğasında, sevgi ve nezaket vardır. Doğayı ve diğerlerini sevmek zor değildir, ama aynı zamanda kolay da değildir. Eğer benden bir evcil hayvan tutmamı istersen, onlara bakacak sabrım olmadığı için sevmeyeceğim. Ama ormana gidersem onları izlemekten zevk alırım. Aynı zamanda onları hapishanede göremediğim için Hayvanat Bahçesine gitmeyi de sevmiyorum. Dua ediyor ve Hindistan'ın bu evrendeki tüm hayvanları ve bitkileri sevmeye ve saygı duymaya devam etmesini diliyorum. Bakın, vahşi hayvan öldürme yoksa korona da yoktur.

E.E. (5) Hindistan’da kadınların konumu nerededir? Edebiyata olan ilgileri nasıldır? Yazarlarınız özgür yazar mı?

R.S. (5) 1- Hindistan'daki kadınlar, dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi, dinin onları bastırmasını ve bastırmasını istediği anlamına gelir. Toplum öldürmelerini sever, ancak hizmet ederler,

2- Kadınlar doğal olarak edebiyatla ilgileniyorlar, uzun zamandır sadece okurlardı ama şimdi kendi hikâyelerini yazıyorlar. Hindistan'da 32 Hint dilinde birçok kadın yazar bulunur.

3- Hayır, artık çok özgür değiliz. Bir zamanlar özgür olduğumuz zamanlar vardı ama şimdi Hindistan'daki durum da değişiyor.

E.E. (6) Ülke eğitim sistemi hakkında neler düşünüyorsunuz? Çocuklara aile ve toplumca ne kadar değer verilir? Bu konuları yazılarınızda işler misiniz?

R.S. (6) Eğitim sistemimizin alt yapısı İngilizler tarafından oluşturulmuştur. Hâlâ onu takip ediyoruz ama görünen o ki hükümetimiz değiştirmeyi düşünüyor. Öğretmenlerden ve onların bilgilerinden memnun değilim. Modern eğitim sistemi anlamaya izin vermiyorlar. Sadece öğrencilerden ezbere öğrenmelerini istiyorlar. Şiir okumaları çok kötü ve dillere önem verilmiyor. Biz sadece diğer ülkelerdeki teknolojileri üretiyoruz. Doktorlar bile araştırma alanı içende değillerdir. Yani öğretmenler ve öğretim yöntemlerinden hiç memnun değilim.

E.E. (7) Bize en sevdiğiniz şiirlerinizden bir dörtlük yazar mısınız?

R.S. (7) Sevdiğim birçok şiirim var. Şiir mi istiyorsun? Yoksa başka bir tane mi? Oh! Hayır. Bütün şiirlerimi seviyorum. Sadece birkaç satır yazmak istemiyorum. Şiir demir değildir, demiri keser.

E.E. (8) Yazar adaylarına neler söylemek istersiniz?

R.S. (8) Hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bir yazar doğal olmalıdır. Şiirin öğretildiği yolu takip etmiyorum. Ben doğal bir şair, yazar ve düşünürüm. Ailemde kimse yazar, düşünür değildir. Hepsi bilim insanıdır. Kendi tarzımı öğrendim ve kıdemli yazarlarımı Sanskritçe okurken, kendi dillerimde okumadım. Bu yüzden yazarların kendi kendilerine yetiştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama aynı zamanda pek çok iyi şair tercüme ettim. Sanırım iyi şairleri tercüme etmek öğrenmeme de yardımcı oldu. Ne demek istediğim yazının içinde olsa gerek.


E.E. (9) Hint sanatı (Sinema, kitap, resim, heykel, müzik) hakkında neler söylersiniz?

R.S. (9) Bunlar güzel anlatım biçimleridir. Kritya şiir festivalinde şiir filmleri, şiir resimleri, şiir tiyatrosu vb. Daha geniş alanda hepsi farklı türden şiirlerdir. Ama Çinli ressamdan, kendi ülkelerinde doğaya giden, atmosferin tadını çıkaran, ancak o zaman hiç resim yapmayan bir sanatçının, geri döndükten sonra, o resimleri sadece yatılı olarak geçirdiğini ve boyadıkça yeni olacağını öğrendim. Farklı ama orijinal şeyler. Şiir yazım da aynı yöndedir.

E.E. (10) Covit-19 ülkenizi nasıl etkiledi. İşçilerin dramlarını bir yazıda okumuştum. Verilen rakamlar sizce gerçek mi? Biyolojik savaşla ilgili neler söylemek istersiniz?

R.S. (10) Kovid etkisi, zengin ya da fakir herkes için geçerlidir. Yiyecek satan esnaf dışında, erkekler çalışmadan evlerini geçindiremeyecekleri için gurbette iş aramaları doğaldır. Sanal âlemde tiyatro oynayamazlar. Peki, ne yaparlar? Bu, tüm sanatçı, film, tiyatro, dansçılar ve hatta marriglerde vb. Halk için grup çalan basit sanatçılar için de zor bir durumdur. Bitmesi bütün insanlık âlemi için iyi olacaktır.

E.E. (11) Facebook sayfanızı inceledim. Bir söyleminizde “Edebiyat toplumdan ne kadar uzağa gidiyor? Bu biraz da annenin edebiyatı okuyarak bilinçlenmelidir.” demişsiniz. Bunu biraz açar mısınız?

R.S. (11) Evet, bugün şiir yazanlar, sadece TV haberlerini takip ediyorlar veya insanları yolda yürürken seyredip öyle şiir yazıyorlar. Ama halka açılmayı ve onları hissetmeyi, onlarla şarkı söylemeyi ve onların bir parçası olmayı unutuyorlar. Bu acı verici bir durumdur.

E.E. (12) Bu yıl düzenlediğiniz uluslararası Kritya on-line şiir festivali hakkında neler söylemek istersiniz?

R.S. (12) Dünyanın çeşitli ülkelerinden davet ettiğimiz 170'e yakın şair, kendi dillerinde çektikleri videolarında şiirlerini seslendirdiler. Festival on-line üzerinden yapıldı. Ülkenizden Ataol Behramoğlu, Yeşim Ağaoğlu, Ertuğrul Erdoğan ve Muhsine Arda'yı davet ettik. Yorucu bir çalışma olsa da güzel bir etkinlik olduğunu düşünüyorum.

       
                                  

Kritya Uluslararası Şiir Festivali hakkında bilgi vereyim. Festival, Hindistan’ın farklı yerlerinde yapılıyor. Zira Hindistan yirmi sekiz dilin konuşulduğu, çeşitli kültür ve dinleri bünyesinde barındıran 1 milyar 380 milyon nüfuslu dev bir ülke. Festival bu yıl Kerala’da yapıldı. Burası, 1930 yılarının sonundan itibaren Hindistan’ın tek Marksist-Komünist eyaleti. Festival 2005 yılından bu yana Hindistan’ı devam eden bir uluslararası şiir festivalidir. Ülkelerarası edebiyatın, sanatın ve kültür kapsamını genişletmek ve şiir bilenlerin kitlesine ulaşmak için oluşturulmuş bir organizasyondur. Pandemi nedeniyle bu yıl You Tube üzerinden farklı diller ile kültürler arasında çeviri yolu ile yayın performans etkileşim ve edebi fikir alışverişi yoluyla erişebilir olmayı hedefledik. Yine şiirle değişik düşünceleri dünyaya serpiştirmek, sosyal mesafeyi tartışmak, dünyanın tüm güzelliği, çirkinliği ve karmaşıklıkları içinde şiirin, zihinlerin derinliğinde yatan yaralarını iyileştiren bir iksir ve kaos içindeki dünyada barış mesajını yaymak için en güçlü araç olarak sunabilmektir. Kritya, sınıf, inanç, ırk veya ülkelerden bağımsız olarak şiir veya diğer sanatlar aracılığı ile özgür ifadeye inanmakta, şiir aracılığı ile bir barış ve karşılıklı anlayış kardeşliğini pekiştirmek ve güçlendirmek de hedefleri arasındadır. Bir başka amacı ise; dünyanın dört bir yanından şair ve sanatçılar arasında edebi akıl alışverişine katkıda bulunmak ve Hint kültürü ile dünya dilleri arasına bir köprü kullanmasına yardımcı olmaktır.

E.E.(12)  Sorularıma yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Edebiyatseverlere son olarak neler söylemek istersiniz?

R.S. (12) Çok teşekkürler… Sorularınız edebiyat ve sanatın farklı yönlerini güzel bir şekilde ele aldığını düşünüyorum. Diyorum ki, bu sizin dizelerinizden çıkanlar umarım toplumun da bir parçası olurlar.

Ertuğrul Erdoğan / Türkiye

Not: 1) Bu röportaj Deliler Teknesi Dergisinde yayımlanmıştır.
         2) Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yazılarım E-Güven Şirketince tasdiklendiğinden izinsiz hiç bir yolla çoğaltılamaz. 

--------------------------------------------------------------------------------------------

EXOTIC INDIA AND LITERATURE

India! The country where everything exists differently from many countries! India, where you can see new surprises in every step you take and those who travel feel like a dream on the way back! While poverty is at the forefront of the world with space and software technology, even poverty has become a philosophy. They even have leaders. To be Indian Poor, you must fulfill their twenty-one conditions. Ganges River and cows are sacred to Indians. They burn their dead in the Ganges River and imerse their ashes into the river. Because they believe that flowing waters go to heaven. Cows are valuable than humans. Especially if you accidentally harm or kill them, you are lynched instantly or even get life imprisonment. You see interesting food sellers on the streets. Indian culture gushes from all over the country. For this, "India first destroys man, then falls in love." Travellers spoke the word. Poverty and poverty may be heavy to those who visit this country, or they may experience culture shock and maybe not eat. Confusion in traffic can surprise you. It will be best to be disturbed by the horn sounds you will hear and be able to plug your ears. There are many places to visit in this country. Most of us know when it comes to Golden Temple, Taj Mahal. Amber Castle, one of the oldest cities in the world, Varanasi, sea, sand and beaches, and the Goa Region, where the entertainment center is located, are among the most preferred places for tourists. So, the land of the destroyed is India!  There is no one who does not know Mahatma Gandhi, the pioneer of the Satyagraha philosophy, regarding his active but non-violent resistance against the British colonial rule. There is no one who does not use many important words. For example, "Where there is love, there is life." I care about your words. Its population exceeds 1 billion 350 million. 80.5 percent of the inhabitants are Hindus, 13.4 percent are Muslims and 2.3 percent are Christians. The rest are from different religions. One of the important names in India and world literature is Rabindranath Tagore. The first works of Indian literature compose the source texts of Hindu religion. These texts called "Veda" are also the source of Indian Mythology. Pruha stories are his most famous works. The first writers were the Poet Kalidasa, who was believed to have lived in the 5th century. He has works such as Amaru, Bhartrihan, Mayura. Yallu Lal, who grew up in the 19th century, is one of the founders of Contemporary Indian literature. His most famous work is Prem Sagar. (Omani of Love) Describing the mysterious culture of India does not seem to fit in such interview work. To get to know this country's literature more closely, let us ask our questions to the poet, writer Rati Saxena, who was a guest at the Nilüfer International Poetry Festival in our country.

E. E. (1) Mr. Rati Saxena, can you introduce yourself briefly and give information about your books and literary works?

R.S. (1) I was born in Udaipur, Rajsthan, but in my childhood I travel around many cities of Rajsthan, because of my father’s government job, My early childhood was spent in my matarnal Uncles home, in far off city Bhopal. I studied mostely in Jaipur Rajsthan. I was debater, actor in school theaters, and active in many extra-curricular activities. My graduation and postgraduation was in Sanskrit, one of the most anciant language. My research work during PhD was in the Vedic Sanskrit.

I satrted writng poetry in Collge days. As I did not have any poet or writer in my family, and thus no influence from writers or poets out side world, I was not sure about my poetry writng skill. I continue writng after marriage as self expression. For long time it was with me as indian marrige systems and traditional indian families are to not favorable for a woman. But I got active again in 40s. Now I have six collection of my poetry books in Hındi, three are in English( translated my me) , two trevalogues in Hindi, one book of criticism on a Malayalam poet Balamonyamma. One memoire about a poet frined-Ayyappa Paniker. One research under Indira Gandhi fellowship about an anciant work- Atharvaveda. – the seed of mind- a Fresh Approach to Atharvaveda. I have translated almost 25 books from indian and international languages. My recent work is – a fist which opens, a poetry therapy from distant past to presant future.

I am running kritya from 2005, which was the first poetry web journal in India, and running poetry festival from 2005 .

E. E. (2) What do you know about Turkish literature? Do we have an author you know? Where is India in literature? Besides reading rates with your famous writers; What would you like to say about the author-reader and the publishing triangle?
R.S. (2) I know a few poets like Ataol Beharamogulu,and many young poets, but I am impressed by Lale Müldür and Nâzım Hikmet. I came to turkey four times and enjoyed very much
These days publishing is a business, so whatever I say will not effect, unless there is good and honest publisher.

Moreover we have fewer readers as compared to previous time. So unless government supports, it is difficult to work in this direction.

E. E. (3) You came to our country by visiting Nilüfer International Poetry Festival. Can you learn your favorite food here with your impressions of our country? Turkey also how it looks in your country? And what do you think the importance of literature in cultural relations? What more should be done about this?

R.S. (3) I came to turkey four times, and every place in Turky is differnt, even I could see two faces of istanbul. Turkey is as interesting as india, Nilüfer is different. And i got impressed by its past and connection to india. As most of the readings were in Turkish, I cannot talk about poetry. But I feel that turkey also have interesting poetry like indian language poetry.

E. E. (4) India's overpopulation cultural diversity; It makes itself felt in vital and religious areas. For example, can I get your views on many cultural riches such as temples with people worshiping mice, beaded necklaces worn on donkeys, people trying to gather in a festival, open spaces used as a toilet, professional ear cleaners, elephant kingdom? If yes, can I get what you want to add?

R.S. (4) India is not fully developed country, more over it is democratic for long time. We can not hide poors like many other countries like China. They are amongst us. There are many rich people and many middle income people. There is migration from small places into the big cities. These migrants are forced to live in the outskits pf big cities. Still one does not find open spaces used as a toilet, professional ear cleaners, elephant kingdom every where, these are old photes, india is not what you see always. More over, india is only place in the world, which is the base of many religions, and many tribal way of life. Fortunatly, india is only versatile place in this earth, we give space to every idea. Hindism was a way of life not a strict religion. But I am afraid, that we are also going to path of other world, there many , how want to make it a hindu country, which will be difficult for us.

What I feel that a human should not think that he is supreme or superer to all other species. We are one among all other creaturs, whom we call animals, plants etc. İn fact, we can learn a lot from every creature. So worshiping all other creature was common in ancian civilisations in all continents, but when we created religion, we make jail for ourself and others.

In my neighbourhood a old women lives, she keep goats, goats milk can be very expencive, but she never sells milk, she works as cleaner to many houses for her own food, but goats are free and their milk is given to their calves, when she goes to fish market, she buys leftover fish wase, and while returning, she keep feeding cats and dogs on the way. She is not hindu , but she follows indian soul. Kindness towords all creatures.

In olden times, we had gurukula, means schools at teachers place. If you learn Upanishadas , you will understand that teachers were not teaching the pupils for many years, techers was asking them to go to jungle, look after cows, observe nature. This was a way that a pupil became as soft as wet clay, he could devolope love and kindness in his nature. Loving nature and other is not difficult, but not easy also, if you ask me to keep a pet, I will not like, as I dont have patience to look after them. But if i go in the jungle, i enjoy watching them, same time, i dont like to go to Zoo, as I cant see them in a jail. I pray and wish that india continue to love and repect all animals and plants in this universe. Just see, if there was no wild animal killing, there was no corona.

E. E. (5) Where is the position of women in India? What is their interest in literature? Are your writers free writers?

R.S. (5)  
1- Women in India, same as other places in the world, means religion want them to surpress and subdue them, society like them to kill, but they servive,

2- Women are natrualy interested in literature, for long time, they were only readers, but now they are writing their own stories. We find many women writers in india in all 32 indian languages

3- No, we are not very free now. There was a time, when we were free, but now situation in india is changing.

E. E. (6) What do you think about the country education system? How much are children valued by family and society? Can you address these issues in your articles?

R.S. (6) Our education system is made by british. We are still following that, but now it seems our government is thinking of changing. I am not satisfied with the teachers, and their knowledege. The modern education system dont allow to understand, they just ask students to learn by heart. Poetry traching is very bad, and languages are not given importance. We are simply producing technolowdy clrks, who work in other countries. Even docters are also not in the field of research. I am not happy with the teachers and and methods of teaching.

E. E. (7) Can you write us a verse of your favorite poems?

R.S. (7) I have many poems , which i like, do you want my poem, or some one else?oh no, I love all poems, I cant write only a few lines- Still here is— Poetry is not the iron, but cuts the iron.

E. E. (8) What would you like to say to the author candidates?

R.S. (8) I dont want to say any thing, a writer should be organic, I don’t follow the way poetry is taught. I am an organic poet, writer, and thinker.

In my family, no one is writer, thinker, all are scientists, I leran my way my self, and I did not read my senior writers in my languages, as I was studing Sanskrit. So I think, writers should grow it self. But same time, I translated a lot, many good poets, I think, translating good poets helped me to learn.

E. E. (9) What would you say about Indian art (Cinema, book, painting, sculpture, music)?

R.S. (9)  These are beautiful forms of expresions, in kritya poetry festival, we include poetry films, poetry paintings, poetry theater etc,

İn wider space, all are different kind of poetries.

But i learn from chineese artist that in their country, an artist used to go to nature, enjoy the atomosphere, but never paints at that time, after coming back, he just sleepover those images, and than he paints, it would be new, different, but original.

My poetry writing is also same direction.

E. E. (10) How Covid-19 affected your country. I read the drama of the workers in an article. Do you think the figures given are real? What would you like to say about biological warfare?

R.S. (10)  Covid effect is for every one, rich or poor, except shopkeepers, who sell food, as men can not live without food, it is natural, that one can not play a drama on virtual stage, so what they do?

This is difficult time for all artist, film, theater, dancers and even simple artist, who just play band for public in marriges etc.

E. E. (11) I reviewed your Facebook page. In a discourse, “How far is literature going from society? This should be raised by reading the mother's literature. ” You, too. Can you open this up a bit?

R.S. (11)   Yes, these day, poetry writing is just following TV news, one watches that people are walking on the road, they write poetry. But they forget to go to public and feel them, sing with them and be a part of them. That is painful. These days literature in Facebook literature.

E. E. (12) What would you like to say about the Kritya international on-line poetry festival you organize this year?

R.S. (12) Approximately 170 poets we invited from various countries of the world voiced them in their videos in their own language. The festival was held on-line due to the pandemic. We invited Ataol Behramoğlu, Yeşim Ağaoğlu, Ertuğrul Erdoğan and Muhsine Arda from your country. Although it is a tiring work, I think it is a nice activity.

Let me give information about the Kritya International Poetry Festival. The festival is held in different parts of India. Because India is a giant country with a population of 1 billion 380 million, in which twenty-eight languages ​​are spoken and which includes various cultures and religions. The festival was held in Kerala this year. This is India's only Marxist-Communist state since the end of the 1930s. The festival is an international poetry festival running in India since 2005. It is an organization created to expand the scope of literature, art and culture across countries and reach the masses of poetry connoisseurs. Due to the pandemic, this year they aimed to be accessible through translation, performance interaction and literary exchange between different languages ​​and cultures on YOU TUBE. It is also to sprinkle different thoughts with poetry to the world, to discuss social distance, to present poetry as a potion that heals the deep wounds of the minds in all the beauty, ugliness and complexities of the world and as the most powerful tool to spread the message of peace in a world in chaos. Kritya believes in free expression through poetry or other arts, regardless of class, belief, race or country, and to reinforce and strengthen a brotherhood of peace and mutual understanding through poetry. Another purpose is; To contribute to the literary exchange between poets and artists from all over the world and to help them use a bridge between Indian culture and world languages.

E.E. (13) Thank you very much for answering my questions. What would you like to say to the literature lovers?

R.S. (14) Thanks a lot, your questions have nicely covered different aspects of literature and art. I just say that come out of your den, and become a part of society.

Report: Ertuğrul Erdoğan/ Türkiye













20 Ekim 2022

GÖZYAŞININ EKSİLMEDİĞİ ÜLKE FİLİSTİN

Not: Yazının İngilizcesi röportajın sonundadır. / The English version of the interview is at the end of the article.

Filistin denilince ilk akla gelenler; toprakların ellerinden alınması, vatan, direniş ve yetmiş bir yıldır eksilmeden devam eden dram ve gözyaşları… İnsanlar öldürüldü. Topraklarını terk eden yüz binlerce Filistinli oldu. Anne ve babaların gözyaşı ile sulandığı Ortadoğu’nun kadersiz toprakları… Bu topraklara çok dilli insanlar yerleşti ve birbirleriyle anlaşamadılar. “Bu topraklar bizim.” dediler. Bir şehir düşünün ki anlaşamayanlarca bölgelere ayrılmış. Tepeleri İsrail işgal etmiş Kudüs için “Bu şehir bizim kutsalımızdır.” dediler. Filistinliler de “Burası Müslümanların kutsal topraklarıdır.” dediler bu şehir için. Ve dünyaya silah üreten sömürge ülkesi ABD, “Kudüs İsraillilerindir.” diyerek, çatışmanın ve çözümsüzlüğün fitilini daha da ateşledi! Filistin için “Topraklarını satmasaydılar” diyenler de oldu. Dedik ya özellikle Alman faşizminin hortlamasıyla Avrupa’dan göçe zorlanan Yahudiler, yani İsrailliler, yerleştikleri Filistin topraklarında, arkasına sömürü ülkelerini de alarak on binlerce insanın göç etmesini sağladılar. Topraklarını Akdeniz’e doğru genişletmenin planlarını yaptılar ve yapmaya da devam etmektedirler. Duvarlar ördüler. Saldırılarıyla Filistinlileri topraklarından göç etmeye zorladılar. Edindikleri güçlü silahlarıyla namlularını Filistin topraklarına sürekli yönelttiler. Attıkları bombalarla çoluk çocuk demeden insanları sakatladılar, hapse attılar ve öldürdüler. İşte bu acılarla yoğrulmuş bu ülkenin edebiyatı da acılarla doluydu. Hiçbir ülke yok ki vatan kavramının Filistin edebiyatında olduğu kadar ön planda tutulduğu bir başka ülke olmasın.

Konuğum Filistinli Şair ve Yazar Dr. Hanan Awwad. Kendisi Yasser Arafat’ın Kültür Danışmanıydı. Ülkesinin Ulusal Konsey Üyesi ve PEN Yazarlar Birliği Başkanı. Birçok eserleri yanı sıra, farklı ülkelerden aldığı ödülleri bulunmaktadır. Ülkemizde yayınlanan bir şiir kitabı da bulunmaktadır. Filistin’de olup bitenleri öğrenmek ve edebiyatı hakkında daha geniş bilgi almak için Sayın Hanan Awwad ile yaptığım bu söyleşiyi tek soruda topladım.


Sayın Hanan Awwad, bize kısaca kendinizi ve edebiyat çalışmalarınızı tanıttıktan sonra ülkenizin işgal günleri ile edebiyatı hakkında neler söylemek istersiniz? Ayrıca Filistin için ömrünü ortaya koyan ve ülkenizin simgesi olan Yasser Arafat’ın Kültür Danışmanlığını yaptınız, onun hakkında da bilgi verir misiniz?

Hannan Awwad / En zor soru kendini, okuyucuyu ve yazar hakkında konuşmaya yetkili kişileri tanıtmaktır, ancak ben bir şeyler söylemeye çalışacağım. Kudüs'te doğdum. Bana mirası, ülkem Filistin'e güçlü bir bağlılık olan zengin bir aileden geldim. Babam, yüksek eğitimliydi. Kızını eğitmeye ve hayatını güvenle sürdürebilmesi için ona seçme ve eğitim özgürlüğü vermesine inanıyordu. Çocukken anımsadığım Kudüs’ün; sokakları, tarihi kapıları, Mescid-i Aksa ve birçok kilisedir. Kudüs'ün ve Filistin'in her bir parçası benim gerçek varlığımı yansıtıyor. Çocukluğum olaylarla geçti. Arap hareketinin kurulduğu yerde radyo dinler, mayıs şarkılarını hâlâ anımsarım. Kudüs'teki ilkokul ve ortaokuldan sonra, yazma yeteneğim ortaya çıktı. Ailem ve öğretmenlerim teşvik ettiler. Milli şarkılar ve marşlar okuldaki günlük sorumluluğumdu. O zamanlar Kudüs, tüm çiçeklerle ve insanlar ve ziyaretçileriyle bir gelin gibiydi. Bayram ve Noel'de hacılarla dolardı. Filistin’in başkenti Kudüs; şiir ve düz yazımın ana teması ve yazılarımın ana teması oldu. Filistin gazetelerinde (ALQUD, ALSHAB) ve diğer dergilerde şiir ve makaleler yazmaya başladım. Yazılarım beğenildi. Halkım, yazıma ve mesajlarıma inandı. Gazetelerde günlük yazılarımı takip ediyor ve yazımı görmedikleri gün beni sorguya çekiyorlardı. Sözün gücü ve metaforlarıyla işgale karşı duran edebiyat anlamına gelen “DİRENİŞ EDEBİYATI” yazdım. Bu edebiyat türü ülkemde 1948 yılında Filistin'in kaybedilmesinden sonra ortaya çıkan bir düşünce ekolüdür. Birçok önemli şair ortaya çıkmış ve seslerini duyurmuşlardır. Büyük şair Mahmud Derviş, Samih el Kasım, Tevfik Zeyyad ve diğerleri işgale karşı direnmede hayati bir rol oynadılar. Sadece şiirde değil, romanlarda, kısa öykülerde ve diğer edebiyat türlerinde bunu yansıttılar. Şehit yazar, romancı Ghasan Kanafani, eserleri direniş edebiyatında yüksek bir seviyeye ulaştı ve devrimin önde gelen önemli figürü olarak kabul edildi. Bu yüzden işgalci güçler Lübnan'da ona yardım etti. “İşgal karşısında şiir, çok önemli bir rol oynadı.” Dedi. Mahmud Derviş, “Bizim şiirimizin melodisi yok / Rengi yok / Tadı yok / Meşaleyi tutmazsa/ Evden eve. Şair Samih Alkasım ise bir şiirinde söyle demişti: Ey güneş düşmanısın / Pazarlık etmeyeceğim. / Kanımın son damlasına kadar / Direneceğim / Direneceğim…

Arap şair ve yazarları, bu düşünce türünü takip etti ve meşaleyi tutan birçok şair ortaya çıktı ve mücadeleye devam etti. Filistin'in diğer kısmı da işgal edildi ve ardından savaş ve direniş geldi. 1987'de bütün Filistin halkının işgale direndiği ayaklanma (INTIFADAH) başladı. İşgalci güç yani İsrail, yüzlerce insanı katletti ve yüzlerce Filistinlinin evini yıktı ve toprakları gasp etmeye devam etti ve hâlâ da ediyor. 1965'te Filistin devrimi patladı ve P.L.O, nerede olursa olsun Filistin halkının resmi temsilcisi oldu. Filistin devleti BM tarafından gözlemci statüsü tanınana kadar mücadele devam ediyor. Bu atmosferde bir yazar ve şairin nasıl çalışabileceğini hayal edebilirsiniz. Gazetede Filistin mücadelesini ve fedakârlığı yansıtan (KANIMLA YAZIYORUM) başlıklı günlük bir köşem vardı. İkinci çalışmam (KAHRAMAN DÖNÜYOR), memlekete dönme hayalini anlatıyordu. Bunu birçok şiir, düzyazı, anı ve eleştirmen koleksiyonu izledi. Şu ana kadar DİRENİŞ yolundayız, yazarlarımızın çoğu toplu cezaların yanı sıra hapis, tehcir, öldürme ile karşı karşıya kaldı. Dünya, ne yazık ki sessiz! Bir ülkeyi çalıp Siyonistlere hediye etme hikâyesidir yapılanlar. Eski efsanelerde bile hiç olmamış ve hiç geçmemiş bir hikâyedir. On iki eser, şiir, nesir, hatıra, destan ve eleştiri yayınladım. Filistinliler ve dünya için hâlâ hayati bir rol oynayan sözlerim, halkımın İsrail işgalini sona erdirme ve Filistin devletini kendi ulusal toprağı ile kurma kararlılığını ve Kudüs'ün başkentini yansıtır. Ekselansları Şehit Cumhurbaşkanı Yaser Arafat adına birçok kongre ve konferansa katıldım. Kültür danışmanı ve ofisinin genel müdürüydüm. Büyük liderle dünyanın farklı yerlerinde birçok önemli toplantıda ülkemi onurla temsil ettim. Ayrıca Filistinli yazarları ve Filistinli kadını da temsil ettim. Ben ve Filistin, biriz ve ülkemin haysiyetine yönelik herhangi bir ihlale asla izin vermeyiz!


Filistin'in çalınması; birçok karar ve bildirilerin yayımlanmasına rağmen uygulanmaması nedeniyle, her şeyden önce 181 Bölünme planı kararı ve 194 geri dönüş hakkı ile Kudüs'ü işgal edilmiş şehir olarak ilgilendiren tüm kararlar ve Filistinlilerin haklarını tanıyan kararların tümü. Filistinlilere dönüş, kendi kaderini tayin hakkı ve başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin devleti kurma hakkı. İster güvenlik konseyi, ister Genel Kurul'dan alınmış olsun, bütün bu kararlar, BM'nin raflarında toz içinde duruyor. Dünya İsrail'in ülkemizi çaldığı konusunda hemfikirdi ve sadece bir kısmını almayı tavsiye etti. Filistin'in bölünmesine destek verenlerden beklediğimiz, adalete asla boyun eğmemeleridir. Özgür insanlar, düşüncelerini şiir ve makale olarak yazdılar ve bizimle birlikte dik durdular. Konuyu tartışmak ve destek bildirileri yayınlamak için Uluslararası konferanslar düzenlediler, ancak tüm bu çabaların etkisi kararları harekete geçirmeyi başaramadı. Aksine Filistin, herhangi bir karar verdiğinde ABD veto hakkını kullanarak Avrupa Birliği'ni etkilemekte ve diğer ülkelere baskı yapmaktadır. Davamızı destekleyen birçok ülke var ama güçleri büyük güce eşit değil. Ancak, davamızı tanıyan ve bize yardım eden her ülkeye gruba ve kişiye minnettarız. İsrail devlet terörü halkımıza karşı, masumları katlediyor, evleri yıkıyor, toprak çalıyor, topraklarımıza yerleşimler inşa ediyor. Geleceğimizi alıyorlar. Filistinlilerin Kudüs'e gelip dua etmesini bile yasaklıyorlar. Ayrımcılık yasaları devam ediyor ve daha fazlası… Bütün bu yapılanlar, bizim mücadelemiz ve fedakârlıklarımıza ek olarak, dünyanın nesnel bir duruşuna ihtiyaç duyuyor. İşgalci İsrail’in terör eylemlerini ve vahşetlerini durdurmak için çaba göstererek işgale son verilerek hakkımızı tanımaları gerekiyor ve Filistin Devletini tam üye olarak tanınmalıdır.



Cumhurbaşkanı Yaser Arafat'tan söz edebilmek için; devrimde, siyasette, insanı yönde ve kültürde yani onu birçok boyutta ele almak gerekir Yaser Arafat’ın Kültür danışmanı ve ofisinin genel müdürü olarak onunla birlikte çok önemli insan hikâyeleri yaşadım. O önce iyi bir baba ve güçlü bir liderdi. Halkını çok sevdi ve onlara “ŞA'B AL-Cabbarine” dedi. Bu söz, “Büyük gücün insanları” anlamına gelir. Onunla dünyanın birçok yerine seyahat ettim ve farklı başkanlarla görüştüm. Ben de onu Filistin davasını savunmak için birçok önemli uluslararası toplantıda temsil ettim. Konuşması birçok ülkede dinlendi ve dünyanın farklı ülkelerinde Nobel ödülü kazananların katılımıyla Ekselanslarına destek toplantıları yapıldı. Dayanışma toplantısı Filistinli büyük Şair Mahmud Derviş'in katılımıyla İstanbul'da yapıldı. Nazım Hikmet’i anma gününde onur konuğu oldum. Evrensel Yayınevi ve Türkiye Şairlerinden Şükran Kurdakul, beni şiir severlerle tanıştırdı ve Şair Jenkise Piktash şiirlerimden bazılarını okudu. Filistin Büyükelçisi o gün bir konuşma yaptı. Ardından kuşatma altındayken ekselanslarını desteklemek için gösteri yapıldı. Yaser Arafat, göstericilere telefonla hitap etti, onları selamladı ve kalbinin derinliklerinden teşekkür etti. İki hafta sonra Birçok dergiyi temsilen Türk yazar ve gazeteci delegesi Filistin'i ziyaret etti. Arafat, kültürün önde gelen isimlerinden biriydi. Yazarları teşvik etti ve onlara madalya ve ödüller verdi. Mahmud Derviş, ona “Genel Şair” derdi. Yedi Uluslararası şiir festivali düzenledik ve her seferinde de katılmıştı. Festivallerde Kudüs'teki açılış töreninde edebi konuşması okunurdu. Kendisine birçok şiirimde de yer verdim ve şiir kitabımı ona adamıştım. Bir şiirimde onun için şöyle demiştim: ”Kalbimizde yolculuk edene / Ve bizi alevler boyunca kucaklayana / Ve Kenanlı gözlerle bize gelene / FİLİSTİN KRALLIĞINA / Volkanları patlatırken / Gazabı tutuştururken / Tehlike Yolunda Yolculuğunda / Filistin Kufiyesi resim yaparken/ Kahverengi yüz hatları. / Bu ana kadar, onun tarihini ve meydan okumasını yaşıyoruz, mesajını dünyaya tutuyoruz. / Yokluğu hayatımızı ve hayalimizi etkiledi.

Onunla ilgili bir anımı anlatayım. Fransa'ya birlikte gitmeden İspanya'daki Morthia Üniversitesi işbirliği ile Filistin yazarlar, kendisine büyük bir kutlama düzenlemişlerdi. Yerleşkeden dışarı çıkıyorduk. Yasser Arafat’la birlikte araçtaydım. Araçlar hareket etmeden önce etrafına bakındı, aracı durdurdu. İnip Chrioty'nin önünde duran yaşlı bir kadının yanına gitti. Onu selamladı ve ona beş bin Dolar verdi. Çok yardımseverdir.


Filistinlilerin ünlü Şairi Mahmud Derviş

Filistin Edebiyatı’nın özü direnç edebiyatıdır. Notlar, vatan, darağacına asıldığında, savaş kasvetli bir gelişmede vuku bulduğunda, toprak işgal edildiğinde, parıldayan nehirler kan gibi aktığında işte o zaman direnen söz ortaya çıkar. Eğer konu direnişin gölgesiyse, yazar da ulus kavramıysa, bu kavram, alfa ve omega'nın ufkuysa, işte o zaman ruh yeniden canlanmalı ve sessizlik koridorlarında kutsallık patlayacak ve kavramı coşkulu olacaktır. Filistinli yazarların üstlendikleri yenilikçi vicdanın çığırından geçiyoruz. Ardından gelen felaketler ve işgaller, Filistin kalemine ivme kazandırdı ve onun şeytani güç karşısında patlamasını sağladı ve işgalin her türlüsüne direndi. Şiir daha sonra mesajı ve mucizeyi ya da savaşın özel gerginliğinin askeri ifadesini icat etti. Şair Mahmud Derviş şöyle demiştir: Şiirimiz renksizdir / Tadı yoktur / Sesi yoktur / Meşale taşımazlarsa/ Bir evden diğerine… Bu, sözler; yenilikçinin ruhun sonsuz sevginin ışığında aşılanacağı gerçeğine bağlı olduğu kültürel, insani, politik ve stratejik bir hedefin önsözü olduğunun bir teyididir. Kültürel özgürlük ve ulusal bütünlük temel yeniliklerdir. Eğer mümkün olanın içinde bağımsız devlet kurma stratejisi ise, mümkün olanın mutlak olarak var olacağı fikriyle çelişir. Filistinli yazarın vicdanı ve varlığı derinleşmiş ve böylece sanatsal gelişimi Filistin'in ve dünyanın ufkuna ulaşmıştır. Şehit yazar Ghassan Kanafani, Raja' al Nakqas ve uhammad Dakrub ve diğer Filistinli yazar ve düşünürlerin yazdıkları direniş ve devrim kültürüne iyi bir şekilde yerleştirilmiştir. Devrim, hafızayı korumak ve ivmede tutmak için Filistin kalemlerinin ruhunu ışık perdeleri olarak somutlaştıran siyasi olayların tarihi boyunca AVANT-GARDE’ olmuştur. Devrim, özünde dünyada adaleti gerçekleştirme olasılığına bir inançsa, Filistin devrimi kapsamlı trajik eylemde yenilik deneyini derinleştirdi ve birleştirdi. Ünlü Şairimiz Mahmud Derviş, Filistin'i anlatırken bir şiirinde şunları dile getirmişti: O, gözünde ve isminde Filistinli / Rüyalarında ve tutkularında Filistinli / Doğumunda ve ölümünde Filistinli. Ebedi vatan sevgisini simgeleyen.

Ebu Selma ise bir şiirinde şöyle demiştir: “Senin için ne kadar savaşırsam / Seni o kadar çok seviyorum.” Yazarların sözleri ve duruşları, vatanın ve şeffaf şanlı düğünün ayakta tutulmasında en soylu aldatma adımlarını yükselten yüce manevi konseptle tüm çitleri yıkacak niteliksel patlayıcı güç olarak kalacaktır.

Mahmud Derviş, “Ah Filistin / Kumun adı / Göklerin adı / Muzaffer olacaksın / Muzaffer olacaksın.” diyerek Filistin halkına umut olmuştur.

E.E. Söyleşi için size çok teşekkür ediyorum. Ülkenize yeniden güneşin doğması dileğimle Filistin Halkına selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

H. A. Söyleşi ve güzel dilekleriniz için çok teşekkür ediyor. Türk halkına ben de en içten sevgilerimi gönderiyorum.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

PALESTINE AND ITS LITERATURE, THE COUNTRY WHERE TEARS WERE NOT REDUCED/ Ertuğrul ERDOĞAN

The first things that come to mind when Palestine is mentioned; the taking of the lands, the homeland, the resistance, and the drama and tears that have continued unabated for seventy-one years… Children died. Hundreds of thousands of Palestinians left their land. The unfortunate lands of the Middle East where mothers and fathers were watered with tears… Multilingual people settled in these lands and could not get along with each other. “This land is ours.” they said. Imagine a city that is divided into zones by those who cannot get along. For Jerusalem, whose hills are occupied by Israel, “This city is our sanctuary.” they said. Palestinians said, "This is the holy land of Muslims." they said for this city. And the US, the colonial country that produces weapons for the world, "Jerusalem belongs to the Israelis." saying, they ignited the wick of conflict and insolvency even more. There were also those who said, "If they had not sold their land" for Palestine. We said that the Jews, namely the Israelis, who were forced to immigrate from Europe with the resurgence of German fascism, ensured the emigration of tens of thousands of people by taking the countries of exploitation behind them in the Palestinian lands they settled. They made and continue to make plans to expand their territory towards the Mediterranean. They built walls. With their attacks, they forced the Palestinians to migrate from their land. With the powerful weapons they acquired, they constantly aimed their barrels at the Palestinian lands. With the bombs they threw, they maimed, imprisoned and killed people, regardless of their children. The literature of this country, which was kneaded with these pains, was also full of pain. There is no country where the concept of homeland is as prominent as in Palestinian literature.

My guest is Palestinian Poet and Author Dr. Hanan Awwad. He was Yasser Arafat's Cultural Advisor. He is a member of his country's National Council and President of the PEN Writers Guild. In addition to many works, he has awards from different countries. He also has a poetry book published in our country. I move on to my questions to get more information about what is happening in Palestine and its literature

E.E. (1) Tell us about yourself?

H. A(1) The most difficult question is introducing oneself,the reader and the people who authorized to speak about the writer,however,I will try to say something. Borne in Jerusalem,I have come from a prosperous family whose legacy to me was a strong attachement to my country Palestine. My father was highly educated,believing in educating the girle and give her freedom to choose and to educate to be able to run her life with confidence. As a child lived in Jerusalem,my memory flys to its streets,its historical gates and it Mosque (al-Aqsa) and the many churchs.The voice of the bells of the church plays in my memory as eternal tune,and the voice of the (Muazzn)..Allah Akbar..Alah Akbar draws my Identity. Each part of Jerusalem and Palestine draw my real existence.The memory of my childhood was full of action,playing in the garden and in the streets,also listening to radio where the Arab movement with unity was established,may songs and statements still in the memory. Following my primary school and seconderay school in Jerusalem,My talent in writings appeared,and I was encouraged by family and by my teacher,the national songs and the anthem was my daily responsibility in the school. Jerusalem at the time was a bride with all the flowers and the people and the visitors,in the Eid and Christmas was full of pilgrims. This is Jerusalem the capital of Palestine.It is the main theme of my poetry and prose and was the main theme of my writing since my pen moved on my white papers. I started writing my poetry and articles in the Palestinian newspapers(ALQUD,ALSHAB) and other journals,I was received with great admiration.My people believed in my writing and my messge,and they follow my articles in daily bases in the newspapers,and the day they didn’t see my writing,they questionined me. I wrote RESISTENCE LITERATURE which means literature that stands against Occupation with the power of word and the metaphors. RESISTENCE LITERATURE is a school of thought emerged after the loss of Palestine in 1948. Many important poets appeared,their voice was heard. The great poet Mahmoud Darwish,Samih al Qasim,Tawfik Zayyad and others who played a vital role in resisting the occupation,not only in poetry,but in novels and short stories and other kind of literature. Ghasan Kanafani the martyre writer,a novelist His work marked a highl level of resistence literature,and was considered a leading important figure in the revolution,that’s why the occupying forces assisnated him in Lebanon. Poetry played a very important role against occupation,Mahmoud Darwish said: Our poetry has no melody / Has no color / Has no taste / If it doesn’t hold the torch/ From home to home. /The poet samih alqasim said: / Oh,you the enemy of the sun / I will not bargin / To the last drop of my blood / I will resist / I will resist.

The Arab poets and the word followed this school of thought,and many poets appeared holding the torch. The struggle continued,the other part of Palestine was also occupied,and followed by fighting and resistence. In 1987 the uprising(INTIFADAH) started,where all the palestnian people resisted Occupation. The occupying power killed hundreds of people and destroy hundred of house of the Palestinians and continue grapping the land. In 1965 the Palestine revolution exploded,and P.L.O became the official representative of Palestinian people wherever they happen to be. And the struggle continue until Palestine state was recognized by the U.N as observer status. In this atmosphere,you can imagine how a writer and poet can work. I had a daily colomn in the newspaper entitled(I WRITE WITH MY BLOOD),reflecting the Palestinian struggle and the sacrifice. My second work(THE HERO RETURNS),it describe the dream to return to the home land. This was followed by many collections of poetry,prose,memoirs and critic. Untill this moment we are on the path of RESISTENCE,most of our writers faced imprisonment,deportation,killing,in addition to the collective punishment. The world is silent,The story of stealing a country and give it as a gift to the Zionists,a story that never happen and never appeared even in the old legends. I published twelve works,poetry,prose memoirs,epic and critic..you can see the details in my biography. My words still playing a vital role to the Palestinians and the world,it reflects my people determination to end the Israeli Occupation and establish their Palestine state with its national soil,and Jerusalem is the capital. I participated in many congresses and conferences on behalf of His Excellency the martyre president Yasser Arafat.I was his cultural advisor and director General of his office>I represented him with great honour in many important meetings with great leader in different parts of the world.I also represented the Palestinian writers and the Palestinian woman. Me and Palestine is one,and never allow any violation to my dignity and to Palestine dignity.

E.E. (2) What are the expectations from countries?

H. A. (2) Since Palestine was stolen,many resolutions and statements issued,but it was not impleminted,above all the Partition plan resolution 181,and the right of return 194,and all the resolutions concerning Jerusalem as occupied city,and the resolutions that recognize the rights of Palestinian of return,self determination and the right to establish independent state of Palestine with Jerusalem as its Capital. All these resolutions wether it were issued by the security council or from the General Assemply lie on the shelfs of the U.N with dust. The world agreed that Israel stolen our country ,advising to take only part of it. What we expect from those who supported the devision of Palestine,they will never adheer to justice. The free people wrote statements,poetry and stand firm with us,organizing International conference to discuss the issue and publish statements of support,but the influence of all these efforts did not succeed to activate the resolutions. In the contrary when Palestine submit any resolution,US uses its veto and influence the Europian Union and put pressure on other countries. We have many states support our cause,but their power is not equel to the big power. However,we are grateful to any state,group and individual who recognize our cause and helped us. What is going on is Israeli state terrorism against our people,killing innocents,destroying houses,stealing land,building settlements on our land,block our eras and forbid Palestinians to come to Jerusalem,even to pray. The laws of discrimination continues,and more. All what have done,in addition to our struggle and sacrifice is not enough,it needs an objective stance from the world, using the power to stop the occupying state from their terror act and attrocities,they have to recognize our right by ending the occupation and recognize the State of Palestine as full member

E.E. (3) The source of your country's literature is also kneaded with pain. In other words, it is certain that subjects such as resistance, exile, damage and homesickness are predominant in your works. Ghassan Kanafani, one of your famous writers, said, "I give my characters the freedom of being frank in my stories." Literature already means to be against the resistance and evil in every subject. Could you briefly talk about Palestinian literature?

H. A. (3) Yasser Arafat. To speake about President Yasser Arafat,one has to fly in many dimentions,Revolution,politics,Human and culture.In every point we stand longly and time will not be enough. I will start with Yasser Arafat and Humanity. Being his cultural advisor,and the director General of his office,I experienced very important human stories that constitute his personality.He was the father and the strong leader,He loved his people very much and called them”SHA’B AL-Jabbarine”,that means the people of graet power. I travelled with him to many parts of the world,meeting with different presidents. I also represented him in many important International meetings in defending Palestine cause.his speech were listen to in many countries,and many meetings of support to his excellency in different countries of the world,with the participation of nopel prize winners.Among the most important solidarity meeting was in Turkey-Istanbul with the presence of the Palestinian great poet Mahmoud Darwish,he was guest of honour by Nazim Hikmat organization,and I was honourised by Evernsale-the publishing house and the Turkish pen.poet Sukran Kurdukul the president of Turkish pen introduced me to the public,and Poet Jenkise Piktash read some of my poetry,and the ambassador of Palestine gave p.l.o address,this was followed by demonstration in support of his excellency when he was under siege.The people raised their voices with long live Yasser Arafat and the Palestinian people.Yasser Arafat addressed the demonstators by phone,He saluted them and thank them from the depth of his heart.After two weeks delegate from Turkish pen and jouranists representing many Journals,visited Palestine,a special meeting was arranged for Poet Sukran to meet Yasser Arafat,it was a great meeting,hugs between them and the poet Sukran said to the president, You will gain victory…Istiqlal…Istiqlal In 1995 delegates from Turkish pen participated in the second poetry festival organized by Palestine Pen where many important Turkish poets read their poetry and met with Yasser Arafat. Arafat was a leading figure in culture,he encouraged writers and defended them and awarded the medals and prizes.Mahmoud Darwish called him the General poet. We launched seven International poetry festivals, And always he was there ,his literary address was read in the opening ceremony in Jerusalem in each festival. Please note this paragraph from his address in the fifth festival. (Ladies and Gentlman,honourable quests,scholars,poets and participant delegates/It gives me great pleasure to welcome you in the name of the Palestinian people,our leadership and muself as you gether in the heart of Jerusalem,the cradile of love,peace and holiness. Then he continued:”we are proud that the launching of the fifth International poetry festival by the Palestinian pen Center is an event we feel extremely proud of.It attracts our close attention because it makes a special significance.In looking back at you previous festivals,we are now familiar with the fact that you chose subjects and themes of great relevance signifying the most laudable of human dimentions.I recall Literature and Identity,Literature and Dignity,literature and Revolution,and Literature for peace and Freedom.This year you are focusing your festival on one of the most important and sensitive issue,namely Literature and Exile. This subject holds a special relevance as it coincides with the fiftiet commemoration of the Palestinian Catastrophy of 1948,The Nakbah.” He concluded:”I extend to you my heartfelt greetings and wish you rewarding visit to our Homeland.” He added:”We look forward to welcoming you next year to share with us our festivals and celebrations upon the establishment of an independent state of Palestine with Al Quds al-Sharif as its Capital.Peace be upon you, You can see from this political and literary address,the deep views of His excellency and the concern and follow up. I myself dedicated many poems and collections to him. In my collection of poetry I have Chosen Danger, I dedicated the book to him as follows:” To Him who travelled in our hearts / And embrace us across the flame / And came to us with Can’anite eyes / To The KNGHT OF PALESTINE / As he explodes volcanos / And ignites wrath / On his Journey on the Road of Danger / While the Palestinian Kufiyah paints/ His tawny features. / Until this moment,we live in his history and challenge,holding his message to the world. / His absence affected our life and our dream.

The last mimute I met him in the night before leaving to France I promised him to continue holding his messge to the world. Palestine pen with the cooperation of the university of morthia in spain,gave him the Dr. of honour with great celebration. One of his humanistic story,one day we were going out side his compound,I was with him in the car,he looked around befor the cars move,as a sudden,he stopped moving,he saw an old lady standing infron of the chrioty office,he went to her and salute her and gave her 5000 Dolar.

E.E. (4) The main theme of your poems is resistance and you have received awards in many countries. You have also participated in events in our country. Could you give brief information about your work?

H. A. (4) Resistence literature. Remarks. When the homeland is hanged ion the gallows of the nutcher,and when battle takes place in a gloomy developments,when the soil is set by the occupier so that the glowing blood runs like rivers,the resisting word emerge. If the logo is the sward of Resistence,and the writer is the concept of the nation,and the notion is the horizon of the Alpha and omega,then the soul must resuscitate,and difinity in the corridors of silence,the Logo willexplode and the concept will be exultant. We pass through the outbrake of innovative conscience undertakes by the Palestinian writers.The subsequent disasters and ccupation,gave momentum to the Palestinian pen and its outburst in the face of the evil power and resists all shape of Occupation. Poetry has then come to coin the message and the miracle or the military statement of special strain of the battle. Poet Mahmoud darwish has said: Our poetry is colorless / With no taste / With no sound / If they do not carry the Torch/ From one house to the other.

This is a confirmation that the Logo is is a preface to a cultural, Human,political and strategic goal on which the innovator depends on the fact that the spirit will be instilled in it in the light of everlasting love. Cultural freedom and national integrity are the main innovations,if the strategy of founding the independent state within the possible,then the possible of possible is at variance with the idea which will subsist absolute. The conscience and existence of the Palestinian writer has deepened and thus his artful development has reached the horizon of Palestine and the world.The obscurity and clarity of the poem whose pillars is the affection between the poet and the lady love.The more the vision has more perspective the more people speak about it and especially in the experiment. These enlightened thoughts are well embedded in the culture of Resistence,the culture of of the Revolution as was annotated byThe martyre writer Ghassan Kanafani,Raja’ al Naqqas and uhammad Dakrub and others of the Palestinian writers and thinkers. The revolution came AVANT-GARDE through the history of the political events that have embodied the spirit of the Palestinian pens as light curtains to preserve the memory and keep it in momentum. If the revolution in its essence is a bekief in the possibility of realizing justice in the world,the Palestinian revolution has deepened the experiment of innovation in the comprehensive tragic act and unified it. Mahmoud Darwish said describing Palestine: She is Palestinian in her eyes and name / She is Palestinian in her dreams and affiction / She is Palestinian in birth and death. / Abu salma in symbolizing the eternal love of the homeland has said: The mor I fight for you / The more I love you. / The words of authors and their stance will remain the qualitative explosive force that will make all fences tumble down with elevated spiritual concept ascending the noblest steps for devience in the uphold of homeland and transparent glorious wedding. Mahmoud Darwish: Oh Palestine / The name of the sand / The name of the heavens / You will be victorios / You will be victorious.

Not: Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yazılarım E-Güven Şirketince tasdiklendiğinden izinsiz hiç bir yolla çoğaltılamaz.


17 Ekim 2022

HIRVAT YAZAR DARİJA ZİLİC İLE EDEBİYAT

Not: Röportajın Hırvatçası aşağıdadır. / U nastavku donosimo hrvatsku verziju intervjua.

Hırvatistan, Avrupa sahnesine ilk kez sekizinci yüzyılda girdi ve yüzyıllar süren bağımsızlıktan sonra Macaristan ile bağlarını daha da kuvvetlendirdi. On dokuzuncu yüzyılda hem Primorje hem de Dalmaçya, Avusturya yönetimine girince Hırvatistan’ın birleşmesi ve diğer Güney Slav halklarıyla birlik kurulması yönündeki istekleri canlanmış oldu. Avusturya-Macaristan birlikteliği 1918 yılında dağılınca kısa ömürlü SCS Devleti, sonunda Yugoslavya Krallığı olarak adlandırılan Sırbistan, Karadağ ve Slovenya ile ortak bir devlet adı altına girdikten sonra Hırvatistan dağıldı. Yugoslavya Krallığının dağılmasından sonra, işgalciler Ustashaların yönetimi altında Hırvatistan'ın bağımsızlığını ilan ettiler. Bu cezai yarı devlete karşı genel halk ayaklanması, yeni oluşturulan Sosyalist Yugoslavya'ya federal bir birim olarak giren Hırvatistan Sosyalist Cumhuriyeti'nin kurulmasına yol açtı. 1990'ların başında, Yugoslavya kanlı bir savaşta dağıldı ve Hırvatistan bağımsız ve uluslararası kabul görmüş bir devlet olarak Avrupa Birliği ve NATO üyesi oldu.



Hırvatistan'ı kısaca tanıttıktan sonra, bu ülkenin edebiyatını, sanatını ve kültürünü tanımak için Yazar ve Şair Darija Zilic ile röportajımıza başlayalım.

E.E. (1) Sayın Darija, ülkenizin siyasal sürecini tanıtmaya çalıştım, ekleyecekleriniz varsa alabilirim. Ayrıca sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

D. Z. Evet, ülkemi iyi sundunuz. Daha da özel olanı, Akdeniz, Balkan ve Orta Avrupa ülkesidir. Adriyatik Denizi, dağlar ve ovalar vardır. Orta Avrupa mirasının kalıntıları Zagreb, Osijek ve Rijeka gibi şehirlerde görülebilir. 1972'de başkent Zagreb'de doğdum. Zagreb Felsefe Fakültesi'nde tarih ve karşılaştırmalı edebiyat bölümünden mezun oldum. Aynı zamanda uzun yıllar gazetecilik yaptım. Piyasada on iki kitabım bulunmaktadır. Deneme, şiir, eleştiri ve nesir yazıyorum. Çeviri de yapıyorum. 2010 yılında "Dans Tevazu Dans" eserimle en iyi şiir kitabı Kiklop ödülü ile 2010'da "Getto Dışında Muse" kitabımla Julija Benešić ödüllerini aldım. Şu anda bir sanatçı özgürlüğü statüsüne sahibim. Devlet çalışmalarım için bana katkı sağlıyor. Birçok ülke festivallerine gittim. Şiir sayesinde dünyayı Amerika'dan İran'a kadar gördüm ve bu benim için çok şey ifade ediyor. Çünkü işçi sınıfından geldiğim için böyle bir imkânı karşılamam mümkün değildi.

E.E. (2) Hırvat edebiyatının dünü ve bugünü hakkında neler söylemek istersiniz? Dünyaca tanınan ünlü yazarlarınız var mı, ayrıca ülkeniz yazar ve şairlerinden önde olanlarını öğrenebilir miyiz? Yazarlarınız eserlerinde neyle beslenirler? Yani genelde hangi konuları işlerler? Örneğin, kadın cinayetleri ülkemde rakamları yüksek olduğu için “Sonrasız Kadınlar ve “Mor Gözdeki Hüzün” adlı iki kitap yazdım. Sizin ülkenizde de böylesi konular var mıdır? Hırvat erkeğinin kadına bakış açısını öğrenebilir miyim?

D. Z. Yazarlarımız sık sık gerçek konulara değinirler. Bu yüzden savaştan sonra toplumda neler olup bittiği hakkında yazıyorlar. Güvensizlik, yaşam mücadelesi, sosyalizmde savaş gibi başlıklar altında konular olabiliyor. Şiir kitabı Saraybosna Blues'un yakın zamanda Türkçe'ye çevrildiği ve Türkiye'deki kitapçılarda bulunan Bosna'dan bir yazar olan Semezdin Mehmedinović'in kitabını kesinlikle tavsiye ederim. Romanları çok sayıda dile çevrilmiş ve ödül kazanan çağdaş Hırvat yazar Daša Drndić'in romanlarını da ayrıca öneririm. O da tarih ve birey arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Kadınlara gelince, Hırvatistan'da giderek kadın yazarlar artıyor. En iyi şiir de kadınlar tarafından yazılıyor. Metafizik, beden, annelik, sevgi, evlilik gibi konulu şiirleri tematikleştiriyorlar. Kadınların edebi sahneye girmesi hâlâ zor görünüyor ve onlar tarafından yazılmış edebiyat türü genellikle duygusal ve daha az değerli olarak görülüyor.




E.E. (3) Sosyalist Yugoslavya dönemindeki Hırvat halkı ile bugünkü Hırvat halkı arasındaki yaşamsal, farklılıkları anlatır mısınız? Yani halkınızda sosyalist yaşam tarzı izleri hâlâ bulunmakta mıdır?

D.Z. Belki de vardır. Çünkü çalışmaya alışkın değiliz. Her şeyi çok çaba sarf etmeden elde etmek istiyoruz. İş kültürü popüler değil. Ve devlet hâlâ kitap yayınlamak ve satın almak için en büyük destekleyici durumunda. Bu yüzden gerçekten bir kitap pazarımız yok. Halen geçişte iki sistem arasında bir çatlak içindeyiz.

E.E. (4) Sizi Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Şiir Festivali’nde tanımış ve sahnede şiirinizi dinlemiştim. Ayrıca Eskişehir’de de bir festivale katıldığınızı sosyal medyadan haber almıştım. Bize festivalde okuduğunuz şiirinizi paylaşır mısınız?

D.Z. DANS, MODESTY, DANCE

Dans, Alçakgönüllülük, Dans,

Arkanda pembe kampın yılları var

Uzun, yalnız şehrin eteklerinde yürüyor

Ve yataklarda kitaplarla dolu binlerce yaz.

Sadece bir fincan çaya yelken aç

Dürbün ve silgi

Yol boyunca gereksiz herhangi bir hafıza.

Bir teknede büyüyen bir agav gölgesinde

Açık havada uzun gecelerde dinle

Dünyadaki seslerin nasıl kaybolduğu

Hayatının aşkını buldun.

Ve düşünmeye geldiğinden daha büyük bir mutluluk var mı?

Günün herhangi bir saatinde siz ve hiç kimse onu görmez!

E.E. (5) Yazar adaylarına neler söylemek istersiniz?

D.Z. 5 Adaylar çok fazla kitap okumalıdırlar. Sadece okumak, yeteneğimizi ortaya çıkarmaya yardımcı olur. Çok yazıp metinler üzerinde çalışmak ve düzeltmeler yapmak zorundayız. Ayrıca kurgularla yazılanlar da önemlidir. Kişi, laf olsun diye değil, sadece içsel bir duygu ortamında bulunduğu zaman yazmalıdır. Her dışsal sebep yeterli motivasyon olmayabilir.

E.E. (6) Türk edebiyatı hakkında bilginiz var mı? Hırvatça’ya çevrilmiş kitaplarımız var mı? Varsa yazarların hangi eserlerini biliyor musunuz, okudunuz mu? Bu bağlamda, dünya edebiyatında dün ve bugünün beğendiğiniz yazarları öğrenebilir miyim?

D.Z. Orhan Pamuk'un Hırvatçaya çevrilmiş bazı romanlarını okudum ve Türk Şair Tozan Alkan'ın muhteşem şiir kitabı ile büyük Yazar Orhan Kemal’in “Cemile”adlı kitabını İngilizceden Hırvatçaya çevirdim. Tercüme ettiğim ve düzenlediğim kitaplar Hırvatistan'da Opatija'dan Shura Yayınları tarafından yayımlandı. Yine Türk Yazar Leyla Karaca’nın Zagrep'de Sufi temalı bir romanının tanıtımını yaptık.

E.E. (7) Edebiyat dışındaki ülkeniz sanatından bahseder misiniz? Dünyaya sunduğunuz ressam, müzisyen, sporcu ve heykeltıraşlar hakkında neler söylemek istersiniz?

D.Z. Dünyaca ünlü basketbolcumuz Dražen Petrović’ın bu yıl, ölüm yıldönümü. Kendisi aynı zamanda NBA liginde de oynamıştı. Ayrıca harika bir müzisyen ve piyanist Ivo Pogoreli var. Miljenko Stančić gibi modernist ressamlarımız da Avrupa'da ünlüdür. Birçok futbolcumuz da, Hırvat milli takımı Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında boy gösterdi. Oldukça başarılı olan Luka Modrić dünyanın en iyi orta saha oyuncusu seçildi. Ünlü heykeltraşımız Ivan Meštrović, muhteşem heykelleri tüm dünyada mevcuttur.

E.E. (8) Her ülkenin kendine has bir yemek kültürü vardır. İncelediğim kadarı ile “Cobanac” , “Burek”, “Kulenava” ile “Patates Çorbası” gözüme ilk çarpanlardan. Ayrıca ülkeniz bira içiminde dünyada 15.sırada imiş. Bize kısaca yemek kültürünüzden bahseder misiniz?

D.Z. Evet, çeşitli yemeklerimiz var. Hem dağ hem de düz ve deniz alanlarımız olduğundan, yiyecekler de farklıdır. Örneğin, štruklji Hrvatsko Zagorje, Međimurje'deki gibanica, buzara karidesleri, ahtapotlar, pazı ile çeşitli balık türleri ile deniz ürünlerimiz mevcuttur. Geçenlerde Slavonia'da siyah domuz denedim. Son zamanlarda, çoban turtası yedim. Gulaş gibi güzel bir yemek. Biraz baharatlıdır. Dalmaçya'da ayrıca iyi kuru kekler, crostules mevcuttur ve çıtır hamurdan yapılırlar.

E.E. (9) Dünya dinleri hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim? Halen din savaşlarının son sürat devam ettiğini düşünüyor musunuz? İyi insan yetiştirmenin dinle bağlantısı hakkında neler söylemek istersiniz? Dinin bilime bakış açısı sizce nedir?

D.Z. Ne yazık ki, dinler nedeniyle dini çatışmalar devam ediyor. Ancak suçlanacak olan din değil, insanlar ve dini politikayı halka yorumlayanlardır. Kilise ve devletin ayrılması için, laikliği benimsiyorum. Ama bunun başarılmasının zor olduğunun farkındayım. Bu arada, karışık bir evlilikten geliyorum. Annem Katolik, babam ise Ortodoks bir aileden gelmektedirler. İslam'la ilgileniyordum. İran'da bir kadın tarafından İngilizceye çevrilen bir Kuran kitabı hediye aldım. Biraz okudum. Dünya dinleri hakkında çok şey öğrenmek istiyorum. Kutsal Kitap vazgeçilmez bir edebi kültürdür ve kesinlikle Hırvat edebiyatını da etkilemiştir.

E.E. (10) Dünya sorunları insanlığı gittikçe tehdit etmektedir. İnsanlar yapay zekâ ile işsiz kalmakta ve gelecekteki en büyük kargaşa yaratacak tehdit olarak görünmektedir. Çevre kirlenmesi, orman yangınları, virüsler derken insanlar evlerine kapandılar ve yenidünya düzeninin nasıl olacağı yönünde beklenti içindeler. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim?

D.Z. Gençliğim boyunca her zaman aktivist oldum. Savaşlara, kadın ve işçi hakları gibi konularda yapılan protestolara aktif olarak katıldım. Sanırım onlarcasını kapatan ve toplum için hiçbir şey yapmayan entelektüeller değil, sosyal varlıklar olmalıyız. Özellikle virüs nedeniyle daha fazla yabancılaşma gerçekleştiğine göre, sanatçıların gerçekleri ve sanal olanı birbirine bağlayan bu farklılıklara köprü olması gerekiyor.

E.E. (11) Şu anda sınır ülkeleriniz ile ilişkileriniz nasıl? Onlar ayrı birer devlet oluşturduklarına göre sorunlar bitti mi? Barış ortamı var ise bunda Avrupa Birliği’nin etkisi oldu mu?

D.Z. Son on yılda, eski Yugoslavya ülkelerinde çok seyahat ettim, Slovenya, Sırbistan, Makedonya, vb. o ülkelerin edebiyatları ile ilgileniyorum. Bosna'da bir kitabım yakında yayınlanacak ve bu bir düzyazı kitabı “Saraybosna Parçası” adında olacak. Makedonya'da da bir kitabım basıma hazırlanıyor, "Dans, Alçakgönüllülük Dansı" adlı şiir kitabımın çevirisidir. Bölgede özgürleştirici bir uygulama olarak şiir hakkında metinler yazıyorum.

E.E. (12) Ülkenizdeki yönetim biçiminden memnun musunuz? Özgürce yazabiliyor musunuz? Yoksa siyasal baskı hissediyor musunuz? Ayrıca ekonomik yönden halkınız rahat mıdır? Neyle geçimlerini sağlarlar? Turizmin ülkeniz için önemli olduğunu incelemiştim. Bize ülkenizin önemli gezilecek yerlerini kısaca yazar mısınız?

D.Z. Turizm yönünden ülkem gezilecek yerlerdendir. Adriyatik Denizi’nin olması önemlidir. Çünkü sahil boyundaki şehirlerde eski uygarlığın kalıntılarını görebilirsiniz. Güzel Diocletian Sarayı ve Šibenik ve dünyaca ünlü Dubrovnik'in yanı sıra tüm adalar nedeniyle Split şehirlerini tavsiye ederim. Çünkü Hırvatistan'a bin adaların ülkesi de denir. Özellikle benim memleketim Zagreb’de turistlerin ilgisini çekecek yerler vardır. Buraları önerebilirim. Umarım korona nedeniyle turizm çöküşü olmaz. Okuyucularınızı ülkemi ziyaret etmeye davet ederim. Gördüklerinde hayal kırıklığına uğramayacaklardır.

E.E. (13) Sorularıma yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu tür kültürel faaliyetlerin, ülke halklarını da yakınlaştıracağı düşüncesinde olan bir yazar olarak Hırvat halkına buradan halkımız adına sevgilerimi gönderiyorum. Ayrıca son sözüm, “Sanatın gücü, bir gün siyasetin kirli dilini yenecektir.” diyorum.

D.Z. Size çok teşekkür ediyorum. Evet, görüşlerinize katılıyorum ve bu yüzden Türkiye ile Hırvatistan arasındaki ilişkileri ilerletmekten gurur duyuyorum. Bu yüzden Hırvat-Türk Dostluk Derneği'nin ödülünü aldım. Mevcut önyargıları ortadan kaldırmak ve kültürlerimizi daha iyi tanımak için işbirliği geliştirmeye devam edeceğiz.


Not: 1- Bu röportaj "Deliler Teknesi Dergisi"nde yayımlanmıştır.  
       2- Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yazılarım E-Güven Şirketinde tasdiklendiğinden              izinsiz hiç bir yolla çoğaltılamaz.       

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Književnost s hrvatskom književnicom i pjesnikom Darijom Žilić

Intervju / Ertuğrul Erdoğan

Hrvatska država izlazi na europsku pozornicu prvi put u 8 vijeku, i nakon nekoliko stoljeća samostalnosti, ulazi u personalnu uniju s Madarskom a obadvije države tijekom ratova s Turcima  dolaze pod vlast Habsburgovaca, vladara Austrija, dok je primorski dio pod vlašću Venecije U 19. stoljecu i Primorje i Dalmacija dolaze pod vlast Austrije, a dolazi i do oživljavanja hrvatskih težnji za ujedinjenjem države i stvaranje unije s drugim južnoslavenskim narodima. Austro - Ugarska  raspada se 1918 godine, a Hrvatska nakon kratkotrajne Drzave SHS ulazi u zajedničku državu sa Srbijom, Crnom Gorom i Slovenijom koja se na kraju zvala Kraljevina Jugoslavija  Nakon raspada Kraljevine Jugoslavije poslije Nemačke invazije, okupatori proglašavaju stvaranje  Nezavisne Drzave Hrvatske  pod "vlašću" Ustaša. Opća narodna pobuna protiv ove zločinačke kvazidržave dovodi do stvaranja Socijalističke Republike Hrvatske koja ulazi kao federalna jedinica u novostvorenu socijalisticku Jugoslaviju. Početkom 90-ih godina 20. stoljeca  Jugoslavija se u krvavom ratu raspada, a Hrvatska postaje samostalna i medunarodno priznata drzava, članica Europske unije i NATO-a.

Nakon što ćemo ukratko predstaviti Hrvatsku, započnimo naš razgovor s autorom i pjesnikom Darijem Zilićem kako bismo upoznali književnost, umjetnost i kulturu ove zemlje.

E. E. (1) Gospodine Darija, pokušao sam vam predstaviti vašu zemlju u mjeri u kojoj sam studirao, mogu uzeti ako imate još što dodati. Također, možemo li vas ukratko upoznati?

D. Z. (1) Da, dobro ste predstavili moju domovinu. Ono što je još posebnost je to da je ona i mediteranska i balkanska i srednjeuropska država. Imamo Jadransko more, planine, ravnicu. U gradovima kao što su Zagreb, Osijek i Rijeka mogu se vidjeti ostaci mitteleuropske baštine. Ja sam rođena u Zagrebu, glavnom gradu, 1972. godine. Diplomirala sam povijest i komparativnu književnost na Filozofskom fakultetu u Zagrebu. Autorica sam 12 knjiga, pišem eseje, poeziju, kritiku, prozu. Prevodim, dugo godina bila sam i novinarka. Dobila sam nagradu za najbolju knjigu poezije 2010., riječ je o nagradi Kiklop za knjigu “Pleši, Modesty, pleš”, te nagradu Julije Benešić 2010. za knjigu “Muza izvan geta”, kao najbolju knjigu eseja. Trenutno imam status slobode umjetnice, država mi plaća doprinose za rad. Proputovala sam puo, zahvaljujući poeziji vidjela sam svijet od Amerike do Irana, a to mi puno znači, jer sam iz radničkog sloja i nikad si to ne bih mogla priuštiti.

E. E. (2) Što biste željeli reći o prošlosti i sadašnjosti hrvatske književnosti? Imate li svjetski poznate pisce i biste li ih ukratko predstavili vodećim književima i pjesnicima svoje zemlje? Čime se vaši pisci hrane u svojim djelima, kojim se temama najčešće bave? Na primjer, napisao sam dvije knjige pod nazivom "Žene bez posta" i "Tuga u ljubičastom oku", jer je ubojstvo žena veliko u mojoj zemlji. Postoje li takva pitanja u vašoj zemlji? Mogu li naučiti kako hrvatski muškarci gledaju na žene?

D. Z. (2) Naši pisci često pišu stvarnosnu prozu, znači pišu o onome što se događa u društvu nakon rata, a to je tranzicija, nesigurnost, borba za život, no važne teme su i odrastanje u socijalizmu, zatim ratne teme. Preporučila bih svakako knjigu Semezdina Mehmedinovića, autora iz Bosne, čija je poetska knjiga Sarajevski bluz nedavno prevedena na turski jezik i dostupna je u knjižarama u Turskoj. Svakako bih preporučila i romane suvremene hrvatske autorice Daše Drndić, čiji su romani prevedeni na brojne jezike i nagrađivani. Oa se bavi odnosom povijesti i pojedinca. Što se tiče žena, zanimljivo je da u Hrvatskoj sve je više žena koje su književnice, a najbolju poeziju trenutno pišu žene. One tematiziraju metafizičke teme, tijelo, majčinstvo, ljubav, pišu angažiranu poeziju itd. Još uvijek je ženama teže se probiti na književnoj sceni. Često se i na literaturu koju pišu žene gleda kao na sentimentalnu i manje vrijednu.

E. E. (3) Možete li nam reći o vitalnim, ekonomskim i kulturnim razlikama hrvatskog naroda iz razdoblja socijalističke Jugoslavije i hrvatskog naroda danas? Dakle, postoje li još uvijek tragovi socijalističkog načina života u vašem narodu?

D. Z. (3) Možda i postoje, jer nismo se navikli baš raditi, volimo dobiti sve bez puno truda, kultura rada nije popularna. I čini se da je i dalje država najveći sponzor za izdavanje i otkup knjiga, tako da zapravo nemamo tržište knjige. Još smo u nekom rascjepu između dva sistema, u tranziciji.

E. E. (4) Upoznao sam vas na Međunarodnom festivalu poezije u organizaciji Općine Nilüfer i na pozornici slušao vašu poeziju. Također sam čuo iz društvenih medija da prisustvujete festivalu u Eskişehiru. Možete li podijeliti svoju pjesmu koju ste pročitali na festivalu?

D. Z. (4) Da, gostovala sam prije toga na festivalu u gradu Ordu, zatim sam bila u Nıluferu, tamo smo sei upoznali, te prošle godine u Halfetima i Gazientepu, na prevoditeljskoj radionici i na divnom festu u Eskisehiru. Bilo mi je predivno, veliko gostoprimstvo.

Evo te pjesme, na hrvatskom jeziku. Na turski je preveo Tozan Alkan.

PLEŠI, MODESTY, PLEŠI

Pleši, Modesty, pleši,

iza tebe su godine ružičastog logora
duge, osamljene šetnje preko rubova grada
i tisuće ljeta prepunih knjiga po krevetima.

Na jedrenje ponesi samo šalicu čaja
dalekozor i sredstvo koje briše
svako suvišno sjećanje na putu.

U sjenci agave koja raste na brodu
u dugim noćima na otvorenom, osluškuj
kako gube se zvukovi svijeta.

Našla si ljubav svog života
i ima li veće sreće, nego kad spusti se mišlju
na tebe u bilo koje doba dana, a nitko ga ne vidi!

E. E. (5) Što biste željeli poručiti autorima kandidatima?

D. Z. (5) Poručila bih kandidatima da treba puno čitati jet upravo nam čitanje pomaže da razbijemo svoj talent, treba raditi na tekstu, dorađivati, ali i vjerovati u pisanje koje nastaje u dahu, iz zanosa. Pisati treba samo kad postoji unutarnja potreba, svaki vanjski razlog nije dovoljna motivacija.

E. E. (6) Imate li podatke o turskoj literaturi? Imamo li knjige prevedene na hrvatski srpski? Ako je odgovor da, znate li koja ste djela autora pročitali? Mogu li u tom kontekstu naučiti autore koje ste voljeli jučer i danas u svjetskoj literaturi?

D. Z. (6) Čitala sam neke romane Orhana Pamuka koji su odreda prevedeni na hrvatski jezik, a prevela sam divu poeziju turskog pjesnika Tozana Alkana s engleskog jezika na hrvatski. U Hrvatskoj je izašla njegova knjiga koju sam prevela i uredila, a izdavač su Shura Publikacije iz Opatije. Prevela sam također i knjigu “Gemile” s engleskog na hrvatski a riječ je o poznatoj knjizi vašeg velikog autora Orhana Kemala. Promovirali smo u Zagrebu i roman turske autorice Leyle Karachi, u kojem se ona bavi sufističkim temama.

E. E. (7) Možete li razgovarati o umjetnosti svoje zemlje osim o književnosti? Što biste željeli reći o slikarima, glazbenicima, sportašima i kiparima koje nudite svijetu?

D. Z. (7) Upravo je godišnjica smrti našeg svjetski poznatog košarkaša. Riječ je o Draženu Petroviću, on je igrao i u NBA ligi. Imamo i velikog muzičara, pijanistu Ivu Pogorelića. Naši modernistički slikari, kao što je bio Miljenko Stančić, također su europski poznati. Mnogi naši nogometaši također, jer hrvatska reprezentacija je bila vrlo uspješna na europskim i svjetskim prvenstvima. Luka Modrić je čak bio proglašan za najboljeg igrača svijeta. Naš pozati kipar je Ivan Meštrović, njegove velebne skulpture prisutne su svuda po svijetu.

E. E. (8) Svaka zemlja ima jedinstvenu kulturu hrane. Koliko sam pregledao, "Cobanac", "Burek", "Kulenava" i Juha od krumpira jedni su od prvih koji su mi zabili pogled. Uz to, vaša se zemlja našla na 15. mjestu u svijetu po pijenju piva. Možete li nam ukratko reći o svojoj kulturi hrane?

D. Z. (8) Da, imamo raznorodna jela, Budući da imamo i planinske i ravničarske i morske predjele, tako se i hrana razlikuje u svakom od njih. Recimo u Hrvatskom Zagorju su popularni štrukli, u Međimurju gibanica, na moru se jedu škampi na buzaru, hobotnice, razne vrste riba uz blitvu. Baš sam nedavno bila u Slavoniji. Tamo sam probala crnu svinju, izvrstan specijalitet. Nedavno sam baš jela čobanac, fino jelo, nalik gulašu, pomalo ljuto. U Dalmaciji imamo i fine suhe kolače, kroštule. One su od prhkog tijesta.

E. E. (9) Mogu li dobiti vaše stavove o svjetskim religijama? Mislite li još uvijek da se vjerski ratovi nastavljaju punom brzinom? Što biste željeli reći o povezanosti odgoja dobrih ljudi s religijom? Što mislite, koliko religija ima prema znanosti?

D. Z. (9) Na žalost, zbog religija dolazi do vjerskih sukoba, ali nisu za to krive religije, već ljudi, i to oni koji tumače narodu vjersku politiku. Ja sam za odvajanje crkve od države, za svjetovnost, ali sam svjesna da je to teško ostvariti. Inače, dolazim iz mješovitog braka, moja mama je iz katoličke obitelji, tata iz pravoslavne, ortodoksne. Mene je zanimao islam, dobila sam u Iranu na dar Kuran kojeg je na engleski prevela žena, čitam ga pomalo, želim puno naučiti o svjetskim religijama. Biblija je neizostavan književne kulture, i svakako je utjecala i na hrvatsku književnost.

E. E. (10) Svjetski problemi sve više prijete čovječanstvu. Ljudi su nezaposleni s umjetnom inteligencijom i čini se da je najveći kaos koji će stvoriti budućnost. Kad ljudi kažu zagađenje okoliša, šumski požari, virusi, ljudi se zatvaraju u svoje domove i čekaju novi svjetski poredak. Mogu li dobiti vaša mišljenja o ovoj temi?

D. Z. (10) Kroz svoju mladost uvijek sam bila aktivistica i aktivno sam suejdlovala u protestima protiv ratova, za ženska i radnička prava i slično. Mislim da moramo biti socijalna bića, a ne intelektualci koji se zatvaraju u svoje brloge i ništa ne čine za društvo. Posebno sada kad zbog virusa se događa još veće otuđenje, umjetnici moraju premostiti te razlike, povezivati stvarno i virtualno.

E. E. (11) Kakvi su vaši odnosi s pograničnim zemljama? Budući da vaše pogranične zemlje čine zasebnu državu, jesu li problemi završeni? Ako postoji atmosfera mira, je li i Europska unija utjecala na to?

D. Z. (11) Ja sam u prošlom desetljeću putovala dosta po zemljama bivše Jugoslavije, zanima me književnost u Sloveniji, Srbiji, Makedoniji itd. Uskoro će mi biti objavljena knjiga u Bosni, a riječ je o proznoj knjizi Sarajevski fragmenti. Priprema se i knjiga u Makedoniji, prijevod moje pjesničke knjige “Pleši, Modesty pleši”. Nekad sam pisala i tekstove o poeziji kao emancipatorskoj praksi u regiji.

E. E. (12) Jeste li zadovoljni načinom vlasti u svojoj zemlji? Možete li slobodno pisati? Ili osjećate politički pritisak na svoje stavke? Također, je li vašim ljudima ekonomski ugodno? Čime zarađuju za život? Ispitao sam da je turizam važan za vašu zemlju. Možete li ukratko napisati važna mjesta koja trebate posjetiti u svojoj zemlji?

D. Z. (12) Turizam je vrlo važan za moju zemlju, posebno se to odnosi na prelijepo Jadransko more, jer se u gradovima uz obalu mogu vidjeti ostaci antičke civilizacije. Preporučila bih gradove Split zbog divne Dioklecijanove palače, te Šibenik i svjetski poznati Dubrovnik, no isto tako i sve otoke, jer Hrvatsku zovu i zemljom tisuću otoka. Posebno anravno bih preporučila moj rodni grad Zagreb koji ima broje znamenitosti. Nadam se da zbog situacije s koronom neće doći do debakla turizma, pozivam čitatelje da posjete moju zemlju. Neće biti razočarani, naprotiv.

E. E. (13) Puno hvala na odgovoru na moja pitanja. Kao pisac koji misli da će takve kulturne aktivnosti približiti narode zemlje, svoju ljubav upućujem hrvatskom narodu u ime našeg naroda. Također, moja posljednja riječ je: "Moć umjetnosti jednog će dana nadvladati prljavi jezik politike." Kažem.

D. Z. (14) Slažem se i zato sam ponosna da sam promicala veze između Turske i Hrvatske. Zbog toga sam dobila i nagradu Hrvatsko turske udruge prijateljstva. I nadalje ćemo razvijati suradnju kako bi se otklanjale postojeće predrasude i zbog što boljeg upoznavanja naših kultura

ERTUĞRUL ERDOĞAN / Pisac / Türkiye


11 Ekim 2022

BİSİKLET SEVDASI

Yıl 1969 Önceleri Perşembe pazarı ile Cebeci tren istasyonuna yakın bisikletçiyi arşınladık. Üç, hatta dört tekerlekli bisikletlerin turu yirmi beş kuruştu.. Gözümüz hep iki tekerlekliye binenlerde olurdu. Nasıl bindiklerine şaşırır, “Biz de bir gün böyle binebilecek miyiz?” diye kardeşlerimle söylenirdik. Neyse ki, yaşımız ilerledikçe iki tekerlekliye binmeyi de öğrenmiştik. Altmış sekiz kuşağının ABD’ye “Go Home!” diye bağırdığı ve yayınevimizin yeni açıldığı yıllardı… Yıl 1977 ve anarşinin cafcaflı, mermilerin yönünü şaşırdığı dönemlere geldiğimizde, siyasetin karanlık yüzü köşe başlarını tutmuştu. İnsanlar tedirgin ve korku içindeydiler. Bu yıllarda gençtik. Ne demiştik? Bisiklet! Mahallemizde bir bisiklet sevdasıdır gidiyordu. Her şey Fikri’nin ilk kırmızı bir bisiklet almasıyla başladı. O keyifli keyifli sürerken bizler de imrenerek bakıyorduk. Ondan bir tur rica edip aldığımızda bir uzaklaştık mı, dönmek bilmezdik. Dönüşte iyi bir fırçayı hak ediyorduk. Üstünde uçarcasına gitmek çok hoştu… Hayat iki tekerleğin üzerinde yağ gibi kayıp gidiyordu. Gençlik işte, hız tanımıyordu ki.. Delicesine sürüyorduk. O yıllarda ülkemizde bisiklet yolu olmayınca araçların arasına dalar, yerine göre yaya yolundan gitmek zorunda kaldığımızda karşımıza çıkanlarla yön yanılması sonrası çarptıklarımız da olurdu. O ilk yaptığım kazayı dün gibi anımsarım. Torunu ile el ele yürüyen bir Dede’ye çarpmamla torunu yana kaçarak kurtulmuştu. Torununun elinden kurtulan Dede önce sarhoşlar gibi yalpaladı, bedenin güçsüzlüğü toparlanmasına yetmemişti. Ben de bisiklet üzerinden birkaç metre sonra yalpalayarak düşmüştüm. Dedem sonbahar yapraklarının hafif esen rüzgârdaki sallanışı gibi birkaç kez sallanıp yerle buluşmuştu. Görünmez kaza mı diyelim, yoksa belediyenin bisiklet yolu yapmaması diyelim, artık olan olmuştu. Dede yerden zorlanarak kalkmaya çalışsa da beceremiyordu. Altı yaşlarındaki kız torunu elinden tuttu, ağırlığına yenik düşmüştü. Kaldıramadı. Neyse ki çevreden yetişenler dedeyi kaldırdıklarında Dede öyle söyleniyordu ki, orada durmamın, özür dilememin imkânı yoktu. Her an bastonu kafama yeme olasılığım oldukça yüksekti. Bisikleti toparladığım gibi oradan utanarak nasıl sıvıştığımı bilemedim.

Zaman geçtikçe arkadaşlarımın da bisikleti oldu. Ben de ikinci el Cobra marka yeşil renkli bir bisiklet aldım. Bisikletim ince tekerlekli, yarış bisikletlerini andırıyordu. Gidonunda kilometreyi gösteren aleti bile vardı. Arkadaşlarla Ankara’nın birçok mahallesine çete gibi dalıyorduk. Yokuşlu yerler tercihimizdi. Fren pabuçlarının inceliğini veya arızasını düşünmeden yokuş aşağıyı indiğimizde altmış kilometre ibresini geçtiğimiz de oluyordu. Gençlik laf dinler miydi? Çılgınlıktı yaptığımız! Kolej’deki ‘Doksanaltılar’ favori semtimizdi. Uzunca bir merdiveni tam da bizlere göreydi. Oradan takır tukur sesler arasında inmek çok eğlenceliydi. O yıllarda televizyonda sporla ilgili bir şey gördüğümüzde aynısını yapmadan duramazdık. Kayak şampiyonası mı izledik, kar yağdığı bir gün arkadaşlarla toplanıp bulduğumuz alüminyum perde kornişlerini ayağımıza göre kesip, tornavida ile yanlarından delip açarak kalın bir iple bağladıktan sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Hukuk Fakültesi arasındaki sokaktaki sıra sıra ağaçların arasından tıpkı sporcular gibi kayardık. Bir boks müsabakası mı izledik, uygun bir yere kalın ipleri gerip yaptığımız ringde yumruklaşmaya başlardık. Boks eldivenlerin kayganlığında suratımıza patlayan yumrukların sersemliği de başka oluyordu… Atletizm müsabakalarını izledikten sonra tıpkı atletler gibi giyinip hep birlikte Cebeci’den çıktığımız gibi Kızılay, Ulus, Samanpazarı, Hamamönü ve Dikimevi’nden dolanıp tekrar Cebeci’ye yorgun maratoncular gibi gelirdik. Yayınevimizin önüne yine kalın bir ip gerip file yapardık. Tenis raketi bulamasak da masa tenisi raketi ile maçlarımızı tamamlardık. İşte ne olduysa, o Akrobasi Çinlilerin gösterilerini izleyince oldu! Keşke görmez olsaydım. Ah Fikri, o kadar kiloyu almak zorunda mıydın? Bisikletime bir değil, iki değil, tam beş kişi binmiştik! Ellerimizi tıpkı akrobatlar gibi yana açınca o anda olanlar olmuştu! Arka tekerlek ‘fısss…’ diye sönüp sekiz olmuştu! Arkadaşlar gülüyorlardı ama benim içim kan ağlıyordu! Bisikletime daha sonra ne mi oldu? Dört yüz liraya aldığım bisikleti yüz liraya satmıştım. Bir daha da bisiklet almayı düşünmedim! Motoru hele hiç!

İki tekerlek üzerinde kayıp giden yıllarımız, yine de çok güzeldi…

Not: Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yazılarım E-Güven Şirketince tasdiklendiğinden izinsiz hiç bir yolla çoğaltılamaz.

Yapay Zeka Robot Olivia

            3028 yılında patlak veren Yedinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya nüfusu sadece bir milyar kalmıştı. İnsanlar, bütün ülkelere sıçr...